Tem
21Oğlum büyüyünce gay olsun!
Tagged Under : gay
Siyah ekranın üzerinde gri-beyaz karartılar dolanıyor. Bazı bölümleri tahmin etmek kolay: şu yuvarlak olan kafatası olmalı, yılan gibi uzayıp giden kemikler omurgadır. Küçük pompa aynen kalbe benziyor. Bunların dışında ancak çok kısacık diye tanımlanabilecek kol ve bacak kemikleri, orta okulda tahtaya çizdirip durdukları cinsten iribaş kurbağayı andıran göbek ve daha bir sürü kumlu, oynak görüntü…
“Cinsiyetini öğrenmek istiyor musunuz?” diye soruyor asistan. Gözlerimizi ekrandan ayıramadan şaşkın şaşkın kafa sallıyoruz: “Hııııııı…. Tabii…”
Elindeki aletle biraz daha dolanıyor vazelinli karnımın üstünde. Orayı burayı iteliyor. Fetus elektrik çarpmış tay gibi yaylanıyor bir an. Sonra gösteriveriyor bize cinsel organını.
“Galiba erkek… Bir dakika… Evet, erkek.” Şurası penis, burası bilmem ne açıklamaları bulanıyor kulaklarımda. Kafamda tek yankılanan: Erkekmiş… Erkek…
Ben kız olsun demiştim, kocam oğlan. Çok derin sebeplerimiz yok: kız olsun, benim gibi olsun. Anlaması kolay, başından geçecekleri bilirim. Annemle birbirimize düşkünüzdür, o da katılır aramıza. Oğlan bir gün bir kızın kolunda evi bırakır gider… Hem gençlik çağında oğlandan ben ne anlarım? Ya sokakta birileri takarsa? İtiş-kakış, kavga-dövüş? Benim verecek aklım mı var öyle konularda?
Kocam oğlan olsun diyordu. Ailelerimiz kadın kaynıyor. Şuracıkta bir babam var, bir kayınpeder, bir de kedimiz. O da iğdiş! Kız kedimizden dayak yiyip duruyor her gün. Kadınlar Cumhuriyeti burası, karakterleri baskın, inatçı, hatta saldırgan kadınlar, Amazonlar! Her yan estrojen kaynıyor. Bir oğlum olsun, benim tarafımda olsun…
Sokakta yürüyoruz yanyana. “Çok acaip, sanki kızım vardı da yoklara karıştı gibi geldi birden,” diyor. “Üzüldüm neredeyse, keşke kızımız olsaydı…” Ben de bir tuhaf oldum. Bebek kıyafeti satan mağazalarda hiç oğlan bölümüne bakmamıştım. Ama o an oğlum olacak diye gururlandım nedense. Yine de elimizdeki yüzde ellilik ihtimal böylece bir doktorun ofisinde uçup gidiverdi bir anda. Hakikaten iki bebeğin birini kaybetmişiz gibi… Farketmezdi, kız olsa da aynı tuhaf yol ayrımında bulacaktık kendimizi: bir oğlum var, bir kızım var. Kızım olacağını öğrensem giden oğluma yanacaktım bu sefer.
O akşam alıştık oğlumuz olacağı fikrine. Güle oynaya hayaller kurmaya başladık oğlumuzla ilgili. Şimdi dünyalara değişmeyiz pipisini. Minik bir Harry Potter’ımız olacak! Minik bilgin, minik maceracı, minik müzisyen, minik sanatçı, minik feylesof. Minik adam. Vücudu karnımda, kimliği daha şimdiden evimizin baş köşesinde Minik Prensimiz…
Sonra başladık endişelenmeye:
“Sağcı, Cumhuriyetçi, tutucu, ırkçı filan olursa n’aparız?”
“Ah! Ölürüm. Önce ölür, sonra O’nu öldürmek için hortlar yapışırım yakasına! Ya borsacı filan olur, paradan başka birşey düşünmezse!”
“Offfff…. Ya sırf bize ters düşmek için gidip bir de dinci olursa?”
“Yaaa, biz boşuna endişeleniyoruz. Bizim aileden öyle şeyler çıkar mı?”
“Doğru, doğru. Biz öyle değiliz ki oğlumuz öyle olsun! Benim oğlum açık fikirli olacak.”
“Evet, benim oğlum humanist olacak, acı çekenlerle içi acıyacak. Hayvanlara, bitkilere düşkün olacak.”
“Benim oğlum ahlaklı olacak, toleranslı ama sarsılmaz karakterli olacak.”
“Benim oğlum…. belki de gay olacak! Evet, evet gay bir oğlum olacak!”
“Tam üstüne bastın! Benim oğlum gay olacak, sanatçı olacak, duyarlı olacak, güzel insan, gay insan olacak!”
Ohhhh…. Rahatladım birden bire. Gelinle filan uğraşamam ben, benim çok yakışıklı bir damadım olacak!
Elif Savaş Felsen
Elele Dergisi Yazarı
www.elifsavas.com
(Yazarın kendisiyle görüşülmüş ve sitemizde yayınlanması için izin alınmıştır.)



